2012 Forumunun Teması

| 2012 ForumununTeması | Öneri Soruları | Katılım Formatları | Seçim Süreci |


Her on konu başlığından biri başlıbaşına bütün bir Forumun konusu olabilirdi. Bununla birlikte Forumun bu konu başlıklarına ilişkin tartışmaların bazı karmaşık yönlerini ve ince ayrıntılarını irdelemek için fırsat yaratmasını istiyoruz. Konu başlıklarının aşağıdaki tanımları Forumdaki tartışmalara ilişkin temel ancak esnek parametreler sunmayı amaçlamaktadır. Oturumunuzun bu başlıklardan bir veya daha fazlasıyla nasıl bağlantı içinde olduğunu ortaya koymakta yaratıcılık ve içgörünüzü kullanmanızı destekliyoruz.

Konu Başlıkları:

Emek ve Çalışma

Formel, enformel, geçim, hane, topluluk, bakıcı, gönüllü, doğurgan… Kadınlar her an bu çok sayıdaki çalışma ‘sınıflarının’ içindedir. Gelgelelim kadınların çalışmasının büyük bölümü görünmez kılınmıştır, çoğunlukla ya resmen çalışma sayılan şeyin dışındadır ya da azımsanıp az ücret verilmektedir. Kadınlar ekonomideki ilerleyişlerinde çeşitli engellerle (sömürüden tarım-endüstrideki güvensiz çalışma koşullarına, giyim fabrikaları ve diğer sektörlerden büyük şirketlerde yönetim pozisyonlarına ilerlemeyi engelleyen ‘cam tavana’, enformel ticaretin daha karlı sektörlerinden dışlanmalarına) karşılaşmaktadır.

Geçmiş yıllarda pek çok bağlamda çalışmanın doğasında önemli değişikliklere tanık olduk. Aynı zamanda kadınların giderek çeşitlenen ekonomik ilişki biçimleri ve geliştirdikleri geçim araçları daha görünür hale geldi. Yeni teknolojiler emek ilişkilerinde zaman zaman kadınların çalışma durumunda büyüyen güvencesizliğe katkı yapan daha geniş esnekliği teşvik etmektedir. Zaman ve kaynak yokluğu, ‘üretken’ çalışma hayatının talepleri birçok bağlamda ‘bakım krizine’ katkıda bulunmuştur. Kadın göçünde değişen eğilimlerin çalışma pratiklerinde önemli bir etkisi vardır. Keza çalışma önündeki engeller ve fırsatlar toplumsal cinsiyet, engellilik/engelsizlik, yaş, etnisite, sınıf ve cinsel yönelim dahil, kadınların farklılıkları doğrultusunda önemli ölçüde değişiklik göstermektedir.

Kadınlar için geçim kaynağı yaratacak adil, sürdürülebilir yolları hayata geçirmek için ekonomik gücü dönüştürmek, kadınlar için çalışmanın nasıl tanımlandığını ve neyin değer kazandığını etkilemeyi gerektirir. Bakım ekonomisinin değer kazanması, sosyal koruma ve diğer sosyal hizmetlerin kamu tarafından sağlanmasıyla gerçekleşir. Sendika, seks işçileri örgütlenmesi, ev içi ve ev eksenli çalışan işçi örgütlenmesinin yanı sıra kooperatif ekonomileri ve “insan onuruna yakışır çalışma” gündeminden öğrenecek çok şey vardır.

Kadınlar mevcut emek eşitsizliklerine karşı nasıl örgütleniyorlar, başlıca stratejileri ve önerileri nelerdir? Son dönemde hükümetlerin kadınların işçi hakları ve ihtiyaçlarına cevapları ne olmuştur? Sendikalar kadınların taleplerine nasıl cevap veriyor (ya da vermiyor)? Kadınların enformel çalışmaları ekonomik kalkınmaya nasıl katkıda bulunuyor, bu sektördeki kadınlar bu katkıların tanınması ve işçi haklarının hayata geçmesi için nasıl örgütleniyor? Kadınlar bakım ekonomisine ilişkin nasıl alternatifler oluşturuyorlar?

Militarizm, Çatışma ve Şiddet

Militarizasyon yükselen, küresel bir fenomendir. Silahlanma, güvenlik gücü ve savaş harcamaları ulusal bütçelerin önemli ve yüksek kalemlerini oluşturarak küresel ekonomiyi kamçılamaktadır. Giderek özel sektöre de yayılan çok sayıda aktör silahlanmadan ve milatirzmden kar sağlamaktadır. Öte yanda askeri kuvvet, hakim ekonomik güçleri ayakta tutmak, veya kimi zaman sarsmak için kullanılmaktadır. Silahlı çatışmalar genellikle ülkelerin ve toprak, petrol, su, mineral gibi doğal kaynakların kontrolü vb. ekonomik çıkarlarla doğrudan bağlantılıdır.

Artan militarizm ve çatışmanın birçok toplumsal cinsiyet temelli etkisi bulunmaktadır. Toplumsal cinsiyete dayalı şiddet, halihazırda savaş suçu olarak tanınan tecavüz gibi kadına yönelik şiddet biçimleriyle savaşların öncesinde, savaş sırasında ve sonrasında artmaktadır. Militaristleşmiş koşullarda, artan paramiliter gruplar ve örgütlü suçla (bunların hakimiyet ve güçlerinin kapsamının da artmasıyla) birlikte, kadın cinayetleri ve kadının insan hakları savunucularına saldırılar yaygın hale gelmiş ve giderek normalleşmiştir.

Kadınların sınırlı ekonomik gücü (evde, ulusal ve küresel bütçeler üzerinde) özellikle çeşitli açılardan marjinalleştirilmiş kadınlar açısından toplumsal cinsiyete dayalı şiddetle nasıl bir ilişki içindedir? Kadınların anti-militarizm kampanyaları ve geçiş dönemlerinde adalet süreçlerindeki rolleri ekonomik eşitsizliklere nasıl yaklaşmaktadır? Kadın hakları savunucularının korunması için hangi stratejiler başarılı olmuştur? Kadın hakları savunucuları bu sorulara ne tür cevaplar üretmektedir? Barış oluşturma süreçlerinde kullanılan araçların hangileri, hangi ‘güvenlik’ vizyonları kadınların ekonomik refahını kapsamaktadır?

Devletin Rolü

Dünya çapında devletlerin rolü ve gücü sürekli olarak değişmektedir. Pek çok ülkede neoliberal politikalar devletin rolünü keskin bir biçimde sosyal kontrol ve güvenliği sağlamakla sınırlamış, böylece demokrasi kavramının içini boşaltmıştır. Bu kısıtlı rol özel sektör çıkarlarına hizmet etmektedir, emeğin deregülasyonunu ve sağlık, eğitim ve barınma harcamaları pahasına ticaret ve yatırımı teşvik etmek için korumacı politikaların kaldırılmasını kolaylaştırmaktadır. Bazı devletler korumacı politikalar uygularken, diğer hükümetler devletin rolü ve büyüklüğünü hem korumuş hem de büyütmüştür. Aynı dönemde sosyalizm sonrası devletler, siyasal demokrasi ve kapitalizme geçiş sırasında çıkarlarını güvence altına almanın mücadelesi vermiştir. Geçtiğimiz birkaç yılda çok sayıda sistemik kriz tüm devletlerin statükosunu sarsmıştır. Bazı hükümetlerin kadınların eşitlik taleplerine verdiği dikkate karşın, kapsamlı politikaların (sosyal harcamaları destekleyecek uygun finansal politikalar veya kadının ulusal gelire katkısının uygun bir şekilde tanınması da dahil) eksikliği birçok ülkede kadının tam ve eşit katılıma, ekonomik ve sosyal bağımsızlığa kavuşmasını engellemiştir.

Kadın hakları savunucuları (hükümet yetkilileri dahil) kadınların ve Romen topluluklar, göçebeler ve mülteciler gibi devletsiz halklar dahil, diğerlerinin haklarını geliştirmek için devletin rolünü nasıl yeniden tanımlayıp güçlendiriyor? Kadın hareketleri ve müttefikleri ekonomik demokrasi çerçevesinde hükümet ve sivil toplum arasındaki ilişkileri nasıl yeniden biçimlendiriyor? Ekonomik ve sosyal haklar dahil, kadının insan haklarının korunup yerine getirilmesi için devletleri hesap verebilir kılacak etkili stratejiler neler? Hangi hükümetler kadın haklarına duyarlı etkin politikaları hayata geçiriyor? Kadınların ulusal kaynak ve bütçe tahsisinin yeniden dağıtımına yönelik karar alma süreçlerine, yerel ve ulusal yönetimine katılımını arttırmak için etkili mekanizmaları nelerdir? Dönüştürücü sosyal güvencenin alternatif vizyonları nelerdir?

Cinsellik

Günümüzdeki yaygın ekonomik sistem kadınların cinsel ve doğurganlık hakları ve LGBTQI (lezbiyen-gey-biseksüel-trans-queer-interseks) haklarını (seksin, cinselliğin ve kadın bedenlerinin metalaşması dahil ve bunun ötesinde) doğrudan etkilemektedir. Ekonomik kriz zamanları çoğunlukla cinselliğin daha da fazla kontrol altına alınması çabalarına yol açar, bilhassa yoksulluk içinde yaşayan kadınların ve diğer marjinal grupların cinsellik ve doğurganlık sağlığı hizmetleri haklarına erişimini daha da sınırlar. Ekonomi ve kalkınma politikaları son derece cinsiyetçi ve heteronormatiftir; kişilerin cinselliğini kontrol edip düzenleyen toplumsal mekanizmaların parçasıdır. Ekonomi ve cinselliğin kesişimine ilişkin baskın yaklaşım genellikle sorunlarla bağdaştırılmış ve seks işçiliği, pornografi, ve insan ticaretine indirgenmiştir. Bu kısıtlı vizyon cinselliğin hem ekonomik sistem ve ilişkileri etkileyen hem de bunlardan etkilenen en önemli boyutlarını görünmez kılmaktadır. Bu boyutlar işyerlerinde cinsel ve toplumsal cinsiyete dayalı taciz ve denetimin yaygınlığını içermektedir… Ya da cinsellik ve toplumsal cinsiyet önyargıları ve sömürünün yaygınlaştırıldığı ve aynı zamanda cinsellik ve toplumsal cinsiyetin deneyimlendiği ve sınırlarının aşıldığı mecralar olan yeni sosyal medya alanlarını… Cinsellikle ilişkili tartışmalı meselelerin ekonomi politikaları veya pratikleri hakkındaki kamu tartışmalarını karartmada nasıl kullanıldığını; örneğin cinsel hakları kısıtlayıcı politika tartışmalarının nasıl eşzamanlı müzakere edilen ticaret anlaşmalarından veya sosyal hizmetlerde yapılan kesintilerden dikkati başka tarafa çekmek için kullanıldığını da kapsamaktadır… Ya da HIV ve AIDS salgınıyla mücadele çabalarının kısıtlılığını, bazı HIV ve AIDS programlarının teşvik ettiği önyargı ve ayrımcılığı, mevcut pek çok cevabın toplumsal cinsiyete körlüğünü de…

Arzu ekonomisi nedir? Mesela ana akım medya ve reklamcılık arzuyu kamçılayıp kar elde etmek için belli nüfus gruplarını nasıl hedefliyor? Cinselliği ekonomi ve kalkınma tartışmalarının dışına taşıyan sessizliği kırmanın etkili yolları nelerdir? Cinsel hakların geliştirilmesi için stratejiler farklı düzeylerdeki ekonomi politikalarını nasıl etkileyebilir? Cinsellik ve ekonomi politikalarının kopukluğu toplumsal cinsiyet eşitliği ve kadın haklarının ilerlemesini ne ölçüde etkiliyor? Cinsel haklar, politikaların zararla sınırlı kalmayıp hazza daha fazla odaklanması için ekonomi ve kalkınma politikalarını besleyecek yararlı bir çerçeve oluşturabilir mi?

Gezegen ve ekolojik sağlık

İnsanlık günümüzde sınırsız doğal kaynak, üretim ve tüketim pratiklerine dair yanlış varsayımların eşi görülmedik etkisine tanık olmaktadır. Çevreyi korumak için imzalanan çok sayıda uluslararası anlaşmaya rağmen, uluslararası kuruluşlar ve hükümetler yalnızca iklim değişikliğini değil, bioçeşitliliğin kaybolması, nehir ve su havzalarının kirlenmesi, ormanların azalması gibi çevre tahribatlarına karşı gerekli önlemleri almamıştır. Bu arada hükümet ve özel sektör, çevre konusunda tüketim ve üretim modellerini sorgulamaksızın bırakıp, eşitsizliği arttıran finans piyasaları veya teknolojik araçlara dayalı cevaplara önayak olmaktadır. Çevre bozulması, taban hareketlerinin örgütleyicisi olan kadın ve yoksul, köylü ve yerli toplulukların geçimlerini tehdit ederek, sürdürülemeyen adaptasyon stratejileri dayatarak en çok onlara zarar vermektedir. Tekrarlanan ve kötüleşen ‘doğal’ felaketler toplumları piyasa çıkarlarının üstüne koyan daha güçlü regülasyon ihtiyacını aşikâr kılmaktadır. Keza felaketlerin kadınlar üzerindeki belirli etkilerini, kadınların sosyal direnci sağlama ve felaketlerle baş etmede kendi deneyimlerini dikkate alan yaklaşımlara ihtiyaç vardır.

Kadınlar ve köylü, yerli topluluklar gibi diğer marjinal gruplar nasıl sürdürülebilir çevre alternatifleri örgütleyip uyguluyorlar? Taban hareketlerinden kadınlar ve diğer kilit aktörler tarafından iklim değişikliği konusunda piyasaya dayalı yaklaşımların ötesindeki tartışma ve cevapları derinleştirmek için kullanılan strateji ve araçlar nelerdir? ‘Doğal afetlere’ cevap üretirken kadın deneyimlerinden öğrenilen dersler nelerdir? Feministler hem çevre bozulmasına cevap üretirken strateji geliştirmeye katkı sağlayıp hem de ekoloji, çevre ve iklim hareketlerinin perspektifleriyle nasıl zenginleşebilir?

Finans akışları

Her gün nakit veya kredi şeklindeki para, birey, hükümet ve kredi verenlerden (bankalar ve uluslararası finans kurumları dahil) özel şirket, fonveren kuruluşları ve hayırseverlere kadar bir çok aktör arasında el değiştirmektedir. Bu işlemlerin gerçekleştiği koşullar finans ve para politikalarında açığa vurulmaktadır: Borç, ticaret ve yardım anlaşmaları; fon ve bağış sözleşmeleri; bireyler arasında ve aile içinde enformel, konuşulmayan anlaşmalar… Bazı durumlarda göçmenlerin yolladığı döviz girdileri ulusal gelirlere doğrudan yabancı yatırımlar ve resmi kalkınma yardımının bileşiminden daha fazla katkıda bulunmaktadır. Aynı zamanda özel hayırseverlik dünyası (ve Bill Gates gibi zengin insanlar) birkaç düşük gelirli ülkenin bir aradaki gayrisafi yurtiçi hasılasından daha fazla finans akışını temsil etmektedir. Uluslararası fon kuruluşlarından akan finansmanın kalkınma açısından ne kadar etkin olduğu uzun zamandır tartışma konusudur. Ayrıca yardım için öne sürülen şartlılık ilkeleri çoğunlukla yardım alan ülkelerde ulusal politika alanının daraltıp, fonveren kuruluşlarının ticaret ve yatırımla ilgili çıkarlarını ilerletmekte rol oynamaktadır. Geçtiğimiz yıllarda iklim değişimi finansmanı da çevresel adaleti geliştirmek açısından dikkate değer bir konu haline gelmiştir.

Geçtiğimiz yirmi otuz yılın uluslararası, bölgesel ve ikili anlaşmaları aracılığıyla ticaret, kur oranları ve sermaye piyasaları finans piyasanın asıl üretim (gerçek ekonomi) üzerindeki hakimiyetini pekiştirmiştir. Kadınlar bu anlaşmaların koşulları ve akışı içinde kapsanmış, ancak çoğunlukla pazarlık masalarından dışlanmışlardır. Bu deneyimler daha büyük finansal regülasyon ve tüm insanlar için sürdürülebilir kalkınma ve insan haklarına saygıyla ilintili ticaret anlaşmaları ihtiyacının altını çizmektedir. Çeşitli örgütlenme ve hareketler kalkınma için çözüm olarak yaygın kullanımı ile ‘Robin Hood vergisi’ olarak adlandırılan uluslararası finans işlemleri vergisi gibi alternatif finansman mekanizmaları önermektedir.

Kadınların çeşitli finans akışlarına erişimini sağlayacak daha fazla şeffaflık ve hesap verebilirlik sunan teknolojiler nelerdir? Kadınlar nasıl, hangi araçlarla vergi politikasına etkide bulunabilirler? Güçlü aktörleri kontrol altındaki tutacak önemli regülasyon ve vergilendirme mekanizmaları nelerdir? Kadın hakları aktivistleri ve örgütleri finans piyasalarının regülasyonunu ve eşitlikçi bir uluslararası parasal ve finansal sistemin kurulmasını talep eden diğer toplumsal hareketlerle güçlerini nasıl birleştirebilir?

Kaynaklara Erişim ve Kaynakların Kontrolü

Kaynaklar bireylerin kimlikleri ve geçimleri açısından, otonomi, eylemlilik ve hakları geliştirmede hayati önem taşır. Yine de tarihsel olarak toplumsal cinsiyete dayalı işbölümü, ataerkil kültürel nomlar, yasalar ve ekonomik eşitsizliklere bağlı olarak tüm çeşitliliği içinde kadınlar, eğitim, sağlık hizmetleri, kredi, toprak ve teknolojiler gibi kaynaklara erişimden yoksun bırakılmışlardır. Kaynaklara erişim ve kontrolün değerlendirilmesi toplumsal cinsiyet analizinin temel aracı haline gelmiştir. Gelgelelim, ‘kaynak yarışı’ karşısında (toprak üzerinde artan baskılar, küresel güneydeki pek çok ülkede toprak gaspı olarak adlandırılan, su gibi temel ihtiyaçlara erişim noktasında önceden tahmin edilebilen savaşlar dahil olmak üzere), yeni araç ve stratejilere ihtiyaç vardır. Toprak reformu ve yeniden dağıtımı bilhassa sömürgecilik sonrası koşullarda tamamlanmamış bir iş olarak kalmıştır.

Kadın hareketleri ve yerli halklar, göçmen hakları, küçük üretici ve köylü çiftçiler, engelli hakları hareketlerinin kaynaklara eşit erişim ve dağıtımını geliştirmek için hangi stratejileri kullanıyor? Kadınlar toprak gasplarına karşı mesela gıda bağımsızlığı talepleri ve kampanyaları aracılığıyla kaynak mücadelelerine nasıl katkıda bulunuyorlar? Mikrokredi dahil, kadınların krediye erişim inisiyatiflerine verilen önemli odak ve kaynaklardan ne öğrendik? Kadınların tabandan uluslararası düzeye kaynakların eşitsiz erişimi ve kontrolünü dönüştürmek için inşa ettikleri diğer ekonomik alternatifler nelerdir?

Özel Sektör ve Şirket İktidarı

Şirketler ve diğer özel sektör aktörleri çoğunlukla küresel ve ulusal ekonomik gündemleri belirleyen etkili oyunculardır. Küresel düzlemde ve ulusal ekonomilerdeki geniş bir dizi kritik sektörde uluslarötesi şirketlerin artan önemi, demokrasi açısından pek çok itirazı doğurmuştur. Bu şirketler, çoğu zaman çok az veya hiç hesap sorulabilirliklerine rağmen pek çok insan, teknoloji ve çevre kaynağı üzerinde muazzam güce sahiptir. Şirketler aynı zamanda gıda güvenliğinden kaynak fakirleşmesine, işçi haklarına, kalkınmanın çeşitli alanlarında önemli etkilerde bulunmaktadır. Büyük medya ve teknoloji şirketlerinin kadın hakları üzerinde devasa etkisi vardır ve çoğunlukla eylem hedefleri olarak görmezden gelinmektedirler. “Kamu-özel ortaklıkları” pek çok kalkınma çevresinde bir motto haline gelmiştir ama kadın hakları ve çevresel sürdürülebilirlik açısından önemi daha fazla tartışılmalıdır. Yine de özel sektörün kalıcı bir özelliği homojen olmamasıdır. Pek çok kadın için önemli bir istihdam kaynağıdır, zaman zaman küçük işletmeler kadın hakları kampanyalarının müttefiki olmuştur. Bazı durumlarda kadınlar için güvenli, adil çalışma koşullarını sağlama çabaları ve ‘arz zincirlerine’ toplumsal cinsiyet temelinde eşitlikçi erişim, kadın hakları açısından olumlu etkilerle ilerleme kaydetmiştir.

Şirketleri ve diğer özel sektör aktörlerini hesap verebilir kılmak için insan hakları standartları ve mekanizmalarının kullanılmasında, kısıtlı bir “özel sektör sosyal sorumluluğu” çerçevesinin ötesine geçmek için neler yapabiliriz? Ne tip stratejiler (örneğin doğal maddeleri işleme sanayileri etrafındaki işçi örgütlenmesi ve kampanyalar) şirketlerin gidişatını değiştirmekte başarılı olmuştur?

Kültür ve Din

Dünyanın bütün ülkelerinde kadınların ve bazı grupların tamamının insan haklarından bütünüyle yararlanmasını engelleyen, bazı durumlarda tümüyle yokeden kültürel pratikler mevcuttur. Toplumsal cinsiyete dayalı şiddetin farklı biçimleri genelde kültür, gelenek veya din kisvesi altında meşrulaştırlmaktadır. Din veya kültürün siyasal manipülasyonuna dayanan gündemler, kadın hakları ve eşitliğini kısıtlamak üzere çoğunlukla ırkçılık, kabilecilik, komünalizm, milliyetçilek ve yabancı düşmanlığı gibi mutlakçı kimlik politikalarının diğer biçimleriyle güçlü bir birliktelik içinde işlemektedir. Kültürel ve dini yorum ve pratikler, başta eşitsiz aile yasaları, kadının doğurganlık ve ekonomi tercihlerini kısıtlayan yasa ve politikalarla, toplumsal cinsiyet tabanlı şiddet ve zararlı geleneksel uygulamaları yasaklayan yasaların eskikliği aracılığıyla kurumsallaşmaktadır.

Ne var ki kültür statik değildir. Dünya üzerindeki farklı nüfus gruplarının çeşitli yaşam biçimlerini şekillendirip yansıtan son derece dinamik bir süreçtir. Din de monolitik değildir. Bütün dinler adalet ve insan haklarını geliştirmek üzere ayrımcı toplumsal cinsiyet rolleri, ekonomi politikaları ve pratiklerini sorgulayan farklı yorum ve uygulamaları kullanan grupları içinde barındırır. Kadınlar bütün farklılıklarıyla her dönemde insan haklarını zayıflatan kültürel pratik ve gelenekleri dönüştürmek için hakim kültürün tanımlanma biçimlerine karşı mücadele vermiştir.

Kadın örgütleri ve hareketleri aileden uluslararası düzeye kadının ekonomik bağımsızlığını engelleyen dini ve kültürel köktenciliğe karşı gelmek için nasıl başarılı stratejiler üretmişlerdir? Birey ve işletmelerden kurum, kuruluş ve devletlere güçlü ekonomik aktörlerce dini ve kültürel uygulamalar nasıl kendi çıkarlarına göre manipüle edilip dayatılmaktadır? Kadınlar aktif bir şekilde kültürel haklarına sahip çıkıp insan haklarını, özellikle ekonomik ve sosyal haklarını hayata geçirme kapasitelerine ket vuran kültürel ve dini uygulamaları dönüştürecek eylemliliği nasıl güçlendirmektedirler?

Küresel Yönetişim

Küresel jeopolitika hızla değişmektedir. Kısmen sistemik krizlerle tetiklenen ve özel sektör aktörlerinin daimi gücünün yanı sıra, yeni güçler doğmaktadır. Bu yeni güçler arasında Brezilya, Rusya, Hindistan ve Çin dörtlüsü, Avrupa Birliği, Güney Asya Ülkeleri Birliği (ASEAN), Mercosur, Afrika Birliği, Güney Afrika Kalkınma Topluluğu (SADC) gibi bölgesel siyasi ve ekonomik blok ve topluluklarla G20 gibi yeni oluşumlar almaktadır. Aynı zamanda uluslarötesi sivil toplum kuruluşları, çeşitli grupların esnek birlikteliği ve toplumsal hareketler güçlü şekillerde bir araya gelmektedir. Sosyal medya gibi araçları artan şekilde kullanarak, bu yeni güçlerin gündemlerini etkilemekte, onları kadınların ve diğer dışlanmış grupların taleplerine karşı sorumlu kılmaya çalışmaktadır. Bu arada güçlü ulus ve aktörler çok taraflı bir müzakere organı olarak BM’nin insan haklarını destekleme, küresel ekonomi ve kalkınma politikalarını etkileme kapasitesinin altını oyarak gücünü sistematik olarak zayıflatmıştır. Dünya Bankası ve Uluslararası Para Fonu gibi uluslararası finans kuruluşları güvenilirliklerini yitirmiştir ama piyasa yönelimli politikalar geliştirmeyi sürdürmektedirler ve finans krizine cevap olarak sunulan kaynaklarla tekrar canlandırılmışlardır.

Bu jeopolitik değişimler, ekonomik gücün küresel düzeyde işleyiş biçimini dönüştürmek açısından nelere işaret ediyor? Kadın hakları, toplumsal cinsiyet eşitliği ve adalet gündemlerinin ilerlemesi açısından ne ifade ediyorlar? Kadın hakları aktivistleri Güney-Güney işbirliği çabaları dahil, bölgesel süreçler ve bloklarla nasıl ilişkileniyor? Bu süreçler kadın hakları ve adalet mücadelesinin ne şekilde önünü açıyor veya engelliyor? Nasıl bir küresel sistem uluslararası reform, kural ve standart belirlenip uygulamada tüm devletlerin, özellikle yoksul olanların daha demokratik katılımını sağlayabilir? Çeşitli sivil toplum grupları küresel ekonomik karar alma mekanizmasına nasıl etkin bir biçimde katılabilir? Birleşmiş Milletlerde oluşturulan ve kadın haklarını güçlendirme ve cinsiyet eşitliğini sağlama alanında faaliyet gösterecek olan BM Kadın adlı yeni birim nasıl bir rol üstlenmelidir ve bu yeni mekanizma kadın hareketleri ve feminist hareketler açısından ne ifade etmektedir?